“JANDARMA” YİNE COŞTU!

ABD'nin Ortadoğu ve Körfez Bölgesi'nden Sorumlu Komutanı David Petraeus
Bugün öğle saatlerinde internetten gazetelere bakıyordum. Her zaman yaptığım bir iştir. Bu yazıları da bu sayede yazıyorum zaten.
O haber senin bu haber benim diye bakınıp dururken ilginç bir haber başlığı ilişti gözüme:
“ABD’den İran’a açık tehdit!”
E bunda şaşıracak ne vardı ki? ABD’nin İran’ın nükleer politikası nedeniyle geliştirdiği söylem artık dikkat çekici değil. Hatta bence bu tip gelişmelerin haber değeri bile kalmadı diyebiliriz… Diye düşünüyordum ki, linke tıkladığımda haberin esas başlığını görünce fikrim değişti:
“İran’ı bombalayabiliriz!”
ABD, Ortadoğu ve Körfez Bölgesi’nden sorumlu komutanı David Petraeus ağzıyla gerçekten de ilk defa bu kadar net konuşuyor. “Baskı kuralım, tehdit edelim” filan bitmiş artık. İş “akıllı ol aklını alırım” noktasına gelmiş…
İran’ın nükleer programını durdurmak için ABD’nin acil durum planını hazırladığını belirten Petraeus, “buna nükleer tesisleri bombalamak da dahil” demiş… Yani bu yakınlarda bir ABD-İran savaşı çıkması muhtemel görünüyor. Çünkü ne Ahmedinejad’ın, ne de İran’ın nükleer programdan vazgeçmeye niyeti yok. Nitekim habere göre, İran Savunma Bakanı Ahmed Vahidi, Devrim Muhafızları Füze Komutanlığını denetlemede yaptığı konuşmada, “Füze savunma kapasitemiz, düşmanın tahmininden çok daha güçlü” demiş.

İran Savunma Bakanı Ahmed Vahidi
Yani biri “rest” diyor, öteki ise “gördüm!”
Bunların arasında bir günden bir güne de “rölans” diyeni görmedim zaten!
Ancak insan bazı noktaları düşünmeden edemiyor: Nükleer çalışmalar sadece ama sadece Batı ülkelerine has, Batı’nın tekelinde bir şey mi? Doğudan hiçbir ülke nükleer programa, nükleer tesise, son tahlilde nükleer silaha sahip olamaz mı?
“E Hindistan’ın var ya” denebilir… Hindistan daha 50 yıl öncesine kadar kimin mandası altındaydı?
Efendim?
İngiltere mi?
Şimdi bu satırlarımın üstüne beni nükleer silahlanma taraftarı biri gibi düşünmeyin. Deli misiniz! Her ülkenin en az bir nükleer silahının olduğunu düşünsenize! Al sana Kıyamet işte…
Ancak, İran’ın tehlikeli bir ülke olduğu gerçeğini cepte tutarak konuştuğumuz halde, her ülkenin, barışçı bir şekilde kullanmak şartıyla nükleer güce sahip olma hakkı vardır, olmalıdır diye düşünüyorum. Nükleer güç madem bu kadar tehlikeli, ABD de nükleer güçten vazgeçsin de görelim bakalım!
Tamam, İran ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir ülke. Nükleer güce, son kertede nükleer silaha sahip olduğunda bunu oraya buraya sallayabilir. Hatta gün gelir bizim tepemizde bile bir nük patlayabilir. Ama ABD özellikle de bu İran’a karşı “bize var size yok” tavrını sürdürürse daha çok nefret kazanır…
Bir de şu var: ABD Irak’a da “kitle imha silahları var, nükleer silah geliştiriyorlar” diye girmişti değil mi?
Ne oldu sonra?
O kitle imha silahları bulundu mu?
Efendim? Hayır mı?
Hem ayrıca, bugüne kadar bir nükleer silahı, deneme yapma değil düpedüz savaş maksadıyla ilk kullanan ülke kim?
Pardon?
Hiroşima? Nagazaki?…

Kafamı kurcalayan bir başka nokta daha var: hani yeni Başkan Obama, barış vaatleriyle gelmişti? Hani ABD artık kendini dünyanın jandarması olarak görmeyecek, abuk sabuk sebeplerle ülkelere saldırmayacak, ocakları söndürmeyecekti?
Hani “Yes we can!” idi? Hani “Change, we can believe in!” idi?
Hani Obama, ABD’nin imajını düzeltecekti?
Eh hakkını yemeyelim, maşallah çok düzeltiyor: Obama başa gelirken “Irak’tan bir an önce çekileceklerini” söylüyordu, ancak Irak’tan çekilecek askerlerin Afganistan’a gönderileceği ortaya çıktı.
Üstelik Obama Türkiye’ye kadar gelip Afganistan için destek bile istedi. Bunu Beyaz Saray’da Başbakan’ın yüzüne karşı da tekrar etti…
Demek ki neymiş? ABD’nin politikaları başkanların değişmesiyle değişmezmiş! ABD’nin elli yıllık yüz yıllık planları, projeleri, hedefleri varmış! Woodrow Wilson’un gidip Monroe’nin gelmesiyle “kendi içine kapanan ABD” günleri çok gerilerde kalmış! Demek ki neymiş? Başkanın şu ya da bu olması fark etmezmiş, ABD aynı ABD imiş!
ABD’nin İran’a saldırması sonucu olabilecekleri ise, aşağıda eski tarihli bir yazımla dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım:
“JANDARMA” ÇILDIRMIŞ OLMALI!
Osmancık Haber-Nisan 2006
Yıllar önce, Afrika’da unutulmuş bir ülke olan Botswana’da geçen ilginç bir film vardı. Adı da “Tanrılar Çıldırmış Olmalı” idi. Bu filmin adı nedense bizim medyamız tarafından çok sevildi ve sık sık kullanıldı. Özellikle çığrından çıkmış olaylarda… Mesela Fenerbahçe’nin 6-0’lık tarihi Galatasaray galibiyetinde bir gazetenin başlığı “Bu Fener Çıldırmış Olmalı!” idi. O gün Fenerbahçe gerçekten çığrından çıkmıştı çünkü!
Şimdi ise, yabancı medyada yer alan bir haber eğer doğru ise, dünya siyaseti çığrından çıktı!
Almanya’nın Taggespiegel ve İsrail’in Jerusalem Post gazetelerine göre ABD, yakın bir zamanda İran’ı vuracakmış! Türkiye’den de bu operasyon için üs istemiş. Kısa bir süre önce ardı ardına Ankara’ya gelen CIA ve FBI Başkanları’nın ziyaretlerinin gerçek sebebi de buymuş. Hatta önümüzdeki ay Türkiye’ye gelecek olan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’nin ziyaretinin sebebi de buymuş.
Bunları mişli geçmiş zamanla anlattım çünkü olay henüz bir iddiadan ibaret. Gerçi bu iki gazete yalnız değil. Yine Almanların ünlü haber dergisi Der Spiegel de bu haberi destekliyor. Hatta daha ileri giderek “ABD’nin üslere karşılık PKK’yı önerdiği” savını da ortaya atıyor. Haberler, yukarıda bahsettiğimiz gibi birer iddiadan ibaret ve çoğu kişi tarafından da “komplo teorisi” olarak kabul ediliyor
Ancak bu satırların yazarına bu durum pek de komplo teorisi gibi görünmüyor. Uzun bir süredir devam eden ABD-İran gerginliği pek de gizli bir olgu değil bilindiği gibi. Kendini “Dünyanın Jandarması” olarak gören güç, sanki kendisi çok riayet edermiş gibi, Uluslar arası Atom Enerjisi Kurumu’nun şartlarını İran’a dikte etmeye çalışıyor. Tahran ise boyun eğmek şöyle dursun, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın sert açıklamalarıyla adeta meydan okuyor.
Aslına bakarsanız biz bu gelişmeyi epeydir bekliyorduk. Ancak bizim beklediğimiz yön biraz farklıydı. Londra saldırılarının İran’la ilişkilendirilmesini bekliyorduk biz. Gerçi iki olgu da aynı kapıya çıkıyor. Bu satırların yazıldığı sırada Başbakanlığımız bu haberi doğrulamadı. Ancak biz hala bu konuya komplo teorisi olarak bakamıyoruz. ABD’nin Irak’a girmeden öncesinde yaşanılanları tekrar yaşıyor gibiyiz. BOP veya GOP’un içinde, hatta “Şer Ekseni”nde İran’ın da sayıldığı artık somut bir gerçek.
Peki bu durumda Türkiye ne yapabilir?
Şahsi kanaatimce Türkiye, böyle bir çılgınlıktan kesinlikle uzak durmalı. ABD Afganistan’da ve Irak’ta kolay bir zafer kazanmış gibi “görünüyor”. İşin aslı öyle değil ama o konuya girersek çıkamayız. Atlıyoruz.
ABD eğer İran’a girerse bu sefer gerçekten çıkamaz. İran ne Irak’a ne de Afganistan’a benzer çünkü. Ortadoğu’da, Türkiye ve İsrail’le birlikte, askeri açıdan en güçlü ülkelerden biri. ABD’nin böyle bir ülkeye saldırması, kendi sonunu bile getirebilir. Üstelik İran’da nükleer güç de var. Ve İran bizim sınır komşumuz. Olası bir ABD-İran savaşında ABD’nin safında yer almamız, bizi nükleer silahların bir numaralı hedefi yapar. İran’ın safında bulunmamız ise bence düşünülemez bile. Hem ABD’yi karşımıza almış oluruz, hem de laik Türkiye’ye yakışmayan bir davranış olur bu.
Anlaşılacağı gibi böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi durumunda Türkiye’nin konumu “iki ucundan tutulmayan değnek” deyimini hatırlatmakta. Kanaatimizce Türkiye, Irak konusundaki gibi tarafsız kalmak zorunda. Ama bu olaya tamamıyla gözlerini kapatmak da ülkemizin işine gelmez. Onun için böyle bir ihtimali göz önünde tutarak adımlarımızı ona göre atmalı, “bekle gör” mantığı içinde hareket etmeliyiz. Ortadoğu’da dengeler sürekli değişmekte. Yanlış bir adım bizi dönülmeyecek bir noktaya sürükleyebilir.
-
Yeni
-
Bağlantılar
-
Arşivler
- Ocak 2010 (2)
- Aralık 2008 (1)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS
