::::…. DÜNYA GÜNCESİ ….::::

Dünya gündemindeki olaylar hakkında…

شوكران يا زائطئ

Başlığı neden Arapça, hatta Irak Arapçasıyla attığımı merak ediyorsunuz sanırım. Hemen unutmadan bu yazının okunuşunun “Şükran yâ Zeydi” olduğunu ve anlamının da “Teşekkürler ey Zeydi” olduğunu, bunu da Microsoft Word sayesinde becerdiğimi de belirtelim.

“Peki bu Zeydi kim?” diye sormayın artık bir zahmet! Zira sadece Irak, sadece Türkiye değil, dünya bu olayla çalkalanıyor.

Bu Zeydi, Muntasar el Zeydi…

Hani şu, ABD Başkanı Bush’a ayakkabı fırlatan adam.

Görev süresi dolan ABD Başkanı George W. Bush’a Irak’a yaptığı “veda ziyareti”ni (!) burnundan getiren Iraklı gazeteci…

Ne olmuştu?

Gazeteci Muntasar el Zeydi'nin Bush'a ayakkabı fırlattığı an.Hatırlıyorsunuz değil mi? Irak Başbakanı Nuri el Malikî ile kürsüde el sıkışarak sırıtan Bush’a birdenbire “Al, bu da sana Iraklıların veda öpücüğü, köpek!” diye haykırarak peş peşe iki ayakkabısını birden fırlatmış, Bush ilk ayakkabıdan ani bir refleksle aşağı eğilerek kurtulmuş, ikinci ayakkabı da, Malikî’nin müdahalesine rağmen Bush’u sıyırıp arkadaki ABD bayrağını vurmuştu.

Anlamı Ne?

Bilenler bilir, bilmeyenlere de TV kanalları bol bol açıkladı zaten: Arap dünyasında birisine, bir resme v.b. ayakkabıyla vurmak, en büyük aşağılama ve hakarettir. “Sen ayağımın altındasın” veya “Sen ayağımın altındaki pislikten de değersizsin” gibi bir anlama gelir.

Avukat Ordusu Savunacak!

Eylemin faili el Zeydi, şu an ABD güçlerinin elinde gözaltında. Irak yasalarına göre “yabancı devlet başkanına hakaret”ten 7,5 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak. Ancak Arap hukukçular da boş durmuyor. Ürdün Barosu’ndan onlarca avukat, el Zeydi’yi savunmak için sıraya girdi. Baro Başkanı Salih Armuti, gönüllü Ürdünlü avukatların, gözaltında tutulan gazeteci Muntasar El Zeydi’yi savunacak Iraklı avukatlara destek olabileceklerini belirtti. Ürdünlü avukatların Irak mahkemelerinde yasal yetkileri bulunmuyor. Pek çok Ürdünlü avukat Irak’ın idam edilen devrik lideri Saddam Hüseyin’in de savunma ekibinde yer almıştı. Saddam Hüseyin`in avukatlarından Halil Duleymi de Muntasar el Zeydi’yi 200 avukatın ücretsiz savunmaya hazır olduğunu belirtmişti.

Dünya Onu Konuşuyor

Daha düne kadar sıradan bir televizyon muhabiri olan Muntasar el Zeydî, artık tüm dünya kamuoyunun gündeminde. Hatta işi alaya vurup flash animasyonlar sayesinde “Bush’a ayakkabı fırlatma” veya “Bush olup ayakkabılardan sıyırma” temalı oyunlar bile dolaşır oldu internet alemlerinde. Hem yaptığı eylemle, hem de gözaltına alınışı sırasında gördüğü muameleyle el Zeydi’yi bütün dünya konuşuyor şu aralar. Zira muhabirin kargatulumba gözaltına alınışını hepimiz gördük. Bu sırada kolunun ve birkaç kaburgasının kırıldığı söyleniyor. Keza Zeydi’nin kardeşi Uday el Zeydi (ki saddamın kaçık-küçük oğlu Uday Hüseyin el Tikriti ile adaş olması da ilginç bir tesadüf) geçtiğimiz günlerde görüştüğü ağabeysinde “işkence izleri” gördüğünü açıklamıştı. Öte yandan da muhabire dört bir yandan destek mesajları yağıyor. Irak’ta milli kahraman ilan edilen gazetecinin serbest bırakılması için binlerce insanın katılımıyla gösteriler düzenleniyor. En çok kullanılan slogan da çok manidar: “Bush, Bush, dinle bizi / Kafanda iki ayakkabı izi!”

İş öyle bir boyuta vardı ki, bazı dünya liderleri bile görüş beyan ediyorlar.

İşte onlardan birkaçı:

“Bu olay, bir toplumun, Arap-Müslüman dünyasının ABD yönetimine karşı hissidir. Bu toplumun tümünde bir kaygı var ve kendini bu şekilde gösterdi. Yakışık alan bir eylem değil, ama Müslüman dünyasının öfkesini ve hislerini yansıtıyor.Miguel Angel Moratinos (İspanya Dışişleri Bakanı)

“Kimseye ayakkabı atılsın demiyorum, ama bu çok cesurca bir hareket. Ayakkabıların Bush’u vurmamasına sevindim.” Hugo Chavez (Venezuella Devlet Başkanı)

Türkiye’deki Yankıları

Bu ayakkabı olayı, Türkiye’de de geniş yankı buldu malumunuz. İlk tepkiler de Zeydi’ye destek yönünde hatta. Öyle ki, muhalefet partilerini bir kenara bırakın, iktidar partisine mensup milletvekilleri bile Zeydi’ye sahip çıkıyorlar.

Şöyle ki:

“Protesto güzel ve manidar. Aslında protestonun çok anlamlı bir şekli bence. Mutlaka şiddet kullanmak gerekmiyor. Şiddet kullansa lanetlenirdi ama bu şekildeki bir protesto dünyanın gündemine oturdu.(Dengir Mir Mehmet Fırat – AKP Adana Milletvekili)

“Az bile yaptı. Değil pabuç elimde olsa taş atarım. Orada milyonlarca insanı ezmiş, yok etmiş, milyonlarca insanı anasız babasız bırakmış bir katilin ayakkabıdan daha çok kafasına yiyeceği bir taşa hatta bir mermiye ihtiyacı vardı ama bunu yapamamışlar maalesef.” (İbrahim Hasgür – AKP İzmir Milletvekili)

“Protestoyu gerçekleştiren gazeteciyi saygıyla karşılıyorum. Bu kadar insan öldü. Hesabını verecekler.” (Şahin Mengü – CHP Manisa Milletvekili)

Aslında bu, geç bile kalmış bir protesto. Bush bunu çoktan hak etmişti. Bush, dünyada son derece olumsuz gelişmelerin müsebbibidir. Ama umarım bundan sonraki siyasiler, dünyanın kaderiyle oynamaya yeltenen siyasiler bundan ders çıkarır.” (Tekin Bingöl – CHP Ankara Milletvekili)

“Yerinde bir protesto. Belki bir basın mensubu olarak onu yapmaması gerekirdi ama insanların yaşadığı dünyayı anlamak ancak o şartlarda mümkün. Bence doğru bir protesto.” (Alim Işık – MHP Kütahya Milletvekili)

“Bu, olağanüstü bir olay. Sembolik bir olay ama olağanüstü anlam içeren bir olay. Benim sonuna kadar yürekten destek verdiğim bir protesto türü. Geç kalınmış da olsa Irak halkının ezilmişliğini, isyanını, duygularını dile getiren bir tavır olarak görüyorum. Olumlu yönde değerlendiriyorum.” (Atilla Kart – CHP Konya Milletvekili)

“Sevsek de sevmesek de bir ülkenin devlet başkanının olduğu bir yerde bence uluslararası ilişkilerde biraz daha dikkatli olmak lazım. Buna karşın olayı irdelerken Irak halkının yıllardır çektiği sıkıntıyı unutmamak gerek.” (Ramazan Başak – AKP Şanlıurfa Milletvekili)

“Demokratik bir protesto. Hala Amerikan işgalinin sancısını yaşıyor Irak halkı. Kendi geleceğini belirleme konusunda büyük mağduriyetler yaşadı. Son derece demokratik bir protesto ama Bush`un bunu pişkinliğe vermesi nasıl bir insan manzarası ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Bir kez daha gazeteci arkadaşımızı kutluyorum.” (Ufuk Uras – ÖDP Genel Başkanı)

“Türk Malı” Sululuğu

Bu arada bu ortam sürerken, el Zeydi’nin Bush’a fırlattığı ayakkabıların Türk malı olduğu iddiası da atıldı ortaya bilindiği gibi. Ayakkabıların, İstanbul Altınşehir`de 1991 yılından bu yana faaliyet gösteren bir Türk firmasının 2002 yılından bu yana üretmiş olduğu tescilli bir marka olduğu iddia edildi. Baydan Ayakkabıcılık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Baydan, ayakkabıları yaklaşık 10 yıldır ürettiklerini, son 5 yıldan bu yana da tek model olmak üzere Ortadoğu`ya ihraç ettiklerini söyledi. Baydan sadece Irak`a yılda 15 bin çift söz konusu modelde ayakkabı ithal ettiklerini belirtti. Ayakkabının 4 renk olarak üretildiğini ABD Başkanına atılan ayakkabının da kahverengi olduğunu söyleyen Baydan aykkabının kaba görünse de çiftinin ağırlığının 600 gram olduğunu ve 27 dolar karşılığında ithal edildiğini belirtti. Olay anında çekilen fotoğraf ve görüntüleri inceleyen firma yetkilileri, eylemi gerçekleştiren Iraklı gazeteci Muntasar el Zeydi’nin ayakkabılarının kendi ürünleri olduğunu açıkladı ve bu konuda bir kuşkularının bulunmadığını belirtti.

Öte yandan olay, Gaziantepli ayakkabıcıları da ayağa kaldırdı. Görüntüleri dikkatle inceleyen firma sahiplerinin hemen hepsi, ayakkabının Gaziantep işi olduğunu, hatta kimileri, büyük ihtimalle kendi fabrikalarında ve atölyelerinde üretildiğini ileri sürdü.

Şimdi bu sululuk değil de nedir? Bu ayakkabılar Türk malı olsa ne olur, olmasa ne olur? “Nalıncı keseri”ni elimizden bırakalım lütfen! Türk malı olması, ne eyleme fazladan bir değer katar, ne de Türk insanını eylemin paydaşı yapar!

Türk insanı yıllardır, radikal örgütlerin dışında, dünyayı babasının çiftliği sayan ABD’ye ve onun başkanına buna benzer onurlu bir eylem koyabilmiş mi? Eylemi bırakın, şöyle adamakıllı bir tepki gösterebilmiş mi?

Kısacası Türk insanı, bir Arap muhabir kadar olabilmiş mi yıllardır? Tepemizde İncirlik ve Pirinçlik’ten kalkan ABD uçakları dolaşırken, Bush’un kafasını teğet geçen ayakkabıyı Türk malı diyerek sahiplenmek ve mevzuyu nalıncı keseri gibi kendine yontmak, maalesef Türk insanına bir şey kazandırmıyor!

Türk Gazeteciler: Eziksiniz!

Tüm bunların yanında, son derece düşündürücü ve ibretlik sayılabilecek bir olayı da gözlemledik. Tüm dünya, hatta ABD’nin Türkiye’deki “sahibinin sesi” olarak nitelendirdiğim AKP’den birçok milletvekili bile eyleme destek verirken, Türkiye’deki birçok gazeteci örgütü, eylemin gazeteciliğin evrensel ilkeleriyle bağdaşmadığını belirterek Zeydi’ye karşı çıktı!

Buyurun, buradan yakın:

“Gazeteciler bu tür bir toplantıda konuşulanları dinlemek ve kamuoyuna aktarmakla görevlidir. Gazetecilerin o toplantı süresince veya gazeteci sıfatını taşıdığı sürece, kişisel duygularını veya tepkilerini dile getirme hakkı yoktur. Ama ne yazık ki “militan gazetecilik” tanımı kapsamında, dünyanın çeşitli yerlerinde gazeteciler, kişisel yaklaşımlarını gündeme getirme veya uygulama yanlışlığına düşüyorlar. Irak’taki olay da bunun son örneği. Gazetecilik açısından anlaşılır bir yaklaşım değil. Anlaşılıyor ki oraya gazeteci sıfatını kullanarak girmiş. Güvenlik aramalarında yanında bir başka şey geçirememiş bir protestocu. Oraya protesto için girmiş. Görevli olarak orada bulunan bir gazetecinin böyle bir yaklaşım sergilemesi akıl alacak bir şey değil.” (Orhan Erinç – Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı)

“Gazetecilik, tarafsızlığın, yansızlığın, dürüstlüğün simgesi olması gereken bir meslektir. Herhangi bir liderin, bu Amerikan Başkanı da olsa fikirlerine katılmamaya saygı gösteririm. Ancak, bunun yolu ayakkabılar değil, kalemler, kameralar ve düşünceler olmalıdır.” (Nazmi Bilgin – Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı)

Bu görüşler arasında iki tanesi var ki, bunları diğerlerinden ayırmak lazım. Bir tanesi eyleme az çok hak verirken, bir diğeri ise “Sonuna kadar arkasındayız” mesajı veriyor:

“Bu kadar üst düzey bir basın toplantısında, bir gazetecinin sözle dahi olsa kişisel yaklaşımlarla belli ölçülerin dışına çıkmasının etik dışıdır. Ama ABD Başkanının uluslararası ilişkiler ve teamüllere aykırı davranışı ne olacak?” (Prof. Dr. Korkmaz Alemdar – Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı)

“Meslektaşımızın ABD Devlet Başkanına ayakkabı fırlatarak, demokratik bir tepki göstermiştir. Gazetecik mesleği açısından değerlendirdiğimizde, gazetecilik meslek ilkeleri arasında yer almayan bir fiil gerçekleştirmiştir. Ancak Amerikan ve İngiliz ordularını getirip Irak`ı işgal edip, Irak halkına yıllardır ağır işkence edip, zulüm yaparak yaklaşık 1,5 milyon insanın ölmesine, yüz binlercesinin hapishanede işkence görmesine, ABD askerinin tabutlarının Amerika`ya dönmesine sebep olan, uyguladığı yanlış politikalarla insanlık alemine utanç verici bir damga vuran Amerikan Devlet Başkanı Bush`a, gazeteci meslektaşımızın ayakkabı fırlatmasını GAP Gazeteciler Birliği olarak bunu demokratik tepki olarak nitelendiriyoruz. Her yıl verdiğimiz en başarılı organizasyonunda yılın gazetecisi olarak ilan ediyoruz Dünyadaki zalimlere onların da atacakları ayakkabıları olduğunu göstermiştir. Meslektaşımızın bu demokratik tepkisine biz de katılıyor ve ayakkabıyı Bush`a fırlatıyoruz. (Masasındaki üç adet ayakkabıyı Bush’un duvardaki resmine fırlatıyor.) Gazeteci arkadaşımızın attığı ayakkabıyı yanlış olarak yorumlayan meslektaşlarımızı da kınıyoruz” (Zeynel Abidin Kaymaz – GAP Gazeteciler Birliği Genel Başkanı)

Aslına bakarsanız, kişisel görüşümce en güzel ve en isabetli değerlendirmeyi, bir dönem Güneş gazetesinde de çalışan, sayın ve sevgili hocam Prof. Dr. Nurdoğan Rigel yapmış. Nurdoğan Hoca, İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Lisans Programı’nda verdiği “Çağdaş İletişim Ortamları” dersinde arkadaşlarımıza konu hakkında şöyle bir değerlendirme yapmış:

“Bir gazeteci, gazeteci olmaktan önce her zaman, tâbiyetinde bulunduğu ülkenin vatandaşıdır. Mesela ben, gazeteci olmaktan önce Türk’üm! El Zeydi de gazeteci olmaktan önce Iraklı’dır! Evet, yaptığı eylem gazeteciliğin evrensel etik ilkeleriyle bağdaşmıyor, ancak Irak’ın ABD tarafından işgal edildiği günden bu yana orada çekilen acılar, bu eylemi son derece meşru kılıyor. Ayrıca Bush’un “veda ziyareti” adı altında yaptığı ziyareti de irdelemek gerek. Ne işin var senin Irak’ta? Elli tane eyaletin var, veda ziyareti yapacaksan oralara gitsene!”

Ne dersiniz? Sizce bu eyleme karşı çıkan “Türk” gazeteciler, Türk değil mi yoksa?

Tabii ki burada tutup bir etnik köken muhabbeti açacak değilim. Ancak şahsen ben, Türk gazeteci örgütlerinin bu tepkisini “klasikleşmiş bir eziklik” olarak görüyorum.

Hasan TahsinGazeteci, görevi gereği, olayları ve gelişmeleri tarafsız olarak kamuya duyurmakla yükümlüdür, evet! Ancak bir gazeteci, robot da değildir! Bir gazeteci, her şeyden önce insan, sonra da bir vatandaş olarak, ülkesi ve milleti aleyhine yaşanan her gelişme karşısında, imkanları neyi elveriyorsa onunla tepkisini verir! Bu ezik anlayışa göre eğer el Zeydi’nin yaptığı “kabul edilemez”se, Hasan Tahsin’in yaptığı da kabul edilemezdir! Çünkü Hasan Tahsin de bir gazetecidir, ve o an, “tabancasını değil kalemini kullanması gerekir” bu görüşe göre!

Halbuki İzmir Konak meydanına gidenler, Hasan Tahsin’in kocaman bir heykeliyle karşı karşıya gelirler!

Demek ki neymiş?

Gazeteci de insanmış. Gazetecinin de yüreği vatan sevgisiyle dolup taşabilirmiş. Ve gazeteci de, tıpkı bir militan gibi, bir gerilla gibi davranabilirmiş zaman zaman, öyle değil mi?

TGC Başkanı Orhan Erinç, gazetecilik mesleğini tanımlarken, özellikle “tarafsızlık” vurgusu yapıyor.

Laf!

Madem gazetecinin tarafsızlığına bu kadar önem veriyordu Sayın Erinç, günümüzün iktidar borazanı, muhalefet kuyrukçusu gazetelerine, gazetecilerine neden ses çıkarmıyor acaba? 1922’de İzmit’te halk tarafından linç edilen, Türk basın tarihinin en pespaye, en kaypak temsilcilerinden Ali Kemal’i “meslek şehidi” ilan etmeyi biliyor da, Ali Kemal’in, adının “Artin Kemal”e çıkmasını sağlayan yazılarına niye değinmiyor?

Madem gazeteciliğin en önemli ilkesi “tarafsızlık” idi, neden hala “mütareke basını” diye bir deyim var Türkçe’de?

Ben bu düşünceyi biraz da “Kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş” sözünün açtığı pencereden görüyorum. Allah muhafaza, aynı şey bizim başımıza gelse, bir düşman işgaline uğrasak, el Zeydi’nin yaptığı eylemi bizim gazetecilerden yapabilecek çok az kişi görüyorum ben şu an.

Yani, Bab-ı Âli’den ikinci bir Hasan Tahsin’in çıkması, bence zor!

Kim fırlatacak o ayakkabıyı? Kim sıkacak o kurşunu, söyler misiniz?

Daha 20-30 yıl önce “ak” dediğine bugün “kara” diyen, ‘basın özgürlüğü’nden dem vurup iktidar muhalifi gazetecileri sindiren, basın sendikasının canına okuyan, ‘genel ağam giden paşam’ misali her gelen iktidara yamanan, eleştiriyi, tepkiyi görünce yine “basın özgürlüğü”ne sığınan tipler mi?

Hiç sanmıyorum!

Hulasa

Özetle, tüm Türk halkı olarak, hatta Batı’nın zulmü altında inleyen tüm Doğulu ve tüm ezilmiş uluslar olarak, Iraklı gazeteci Muntasar el Zeydi’ye bir teşekkür borçluyuz.

Teşekkürler Muntasar el Zeydi.

Milyarlarca insanın hislerine tercüman olduğun, yapmak istediğini tereddüt bile etmeden, başına geleceği adın gibi bilerey yaptığın için,

Yüreklerimizi az da olsa soğuttuğun, içimizin yağlarını erittiğin için,

Özellikle Türk basın camiası için de bir turnusol kağıdı görevi gördüğün için,

Sonsuz teşekkürler…

Şükran yâ Zeydi…

شوكران يا زائطئ

Aralık 26, 2008 Posted by | Uncategorized | , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

   

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.